Nuh kıssası (Hz. Nuh'un gemisi)

ADNAN OKTAR: Nuh’un gemisi geldi mesela Ağrı dağına belirli bir bölgesine geldi, oturdu gemi. Şimdi bu geminin ileriki nesillere kalması gerekiyor. Yani değil mi insanlar bundan ibret alacaklar. Ne diyor ayette Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık;” tahta ve çivilerle inşa edilmiş. Yalnız geminin vasfına baktım, hakikaten buharlı bir gemi değil. Biz daha önce “acaba böyle olabilir mi” demiştik. Buharlı bir gemi. “Tandır feveran etti”. Tandır feveran ettiğinden kasıt yerden sular kaynadı. İşte gökten de yağmur ama “Tandır”, yerden sular fışkırmaya başladığı, o anlama geldiği anlaşılıyor. Veyahut geminin içinde bir kazan vardır, yemek kazanı vardır o kaynamıştır, başlamıştır ondan sonra tufan başlamış olabilir. Ama bir buharlı gemi olmadığını gördük. Ahşaptan, büyük, çok büyük bir sal tarzında yapılmış dev bir gemi. Odalardan oluşuyor. İnsanların kaldığı bölümler ayrı, hayvanların muhafaza edildiği bölümler ayrı ve birçok odasına girilemedi zaten. Odalarda Nuh’a gelmiş olan suhuflar, Nuh’un kullandığı eşyalar da bulunabilir. Kap kacak, beylik eşyalar birçok şey bulunabilir. Bunları da göreceğiz inşaAllah. Ama tabii çok özenli çalışma yapılması gerekiyor. Tahribat olmaması lazım. “Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) İnkar edilmiş-nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafat olmak üzere.” Bak, “gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi”, gemi gidiyor. Bütün Müslümanlar geminin içinde. “Kendisi ve getirdikleri” yani kendisi ve arkadaşları, müminler. “Nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafat olmak üzere.” Yani nankörlük edildi ona, Nuh (a.s.)’a. Allah ona bir mükafat olarak o nimeti veriyor. Gemiyle beraber mutlu bir şekilde gidiyorlar. Üzeri de tavan gibi kapalıdır, Nuh’un gemisinin. Yani yağmur işlememesi için şöyle üzeri kapalı, çatı gibi kapalı, kapalı bir kutu gibi. Öyle düşünün. Suya karşı dayanıklı. Suyun girmeyeceği gibi. “Andolsun,” bakın dikkat edin şimdi Kamer Suresi 15. “Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık.” Bakın, bir daha söylüyorum. “Andolsun,” diyor Allah yemin ediyor, “Biz bunu bir ayet olarak bıraktık.” “Delil olarak bıraktık”, diyor. “Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?” diyor Allah. Bakın, şu anda da “gemi çıktı ortada. Düşünün” diyoruz. Allah “öğüt alıp-düşünen var mı?” diyor. Biz elhamdülillah alıp-düşünüyoruz. Ama öğüt-alıp düşünmeyenlere Allah dikkat çekiyor. Çünkü bak, “ayet olarak bırakacağım gemiyi ve göreceksiniz” diyor Allah. Şimdi bakın, Hocama açıklama yapayım biraz kafası açılsın. Şimdi diyor ki, “su o yüksekliğe çıkmaz.” Biz de diyoruz ki, kardeşim geldik biz gemiyle Ağrı’nın herhangi bir yüksekliğinde gemi oturdu. Şimdi Cenab-ı Allah’tan vahiy var. “Gemiyi muhafaza edeceksiniz,” diyor. “Gemiyi saklayın, ileriki nesiller görecek.” Şimdi ne yaparız? Deriz, burası yüksek yerler, dağın yükseği çok soğuk, bayağı soğuk. Bu ahşap, yükseğe götürürsek bunun muhafazası çok daha kolay olur, değil mi? Çok mükemmel olur. Belki de vahiyle bildirdi Allah, yükseğe götürmesini belki de kendi Allah kalbine ilham etti. Kalbine bir bilgi olarak geldi. Düşündü ve öyle karar verdi. Yani yüksek bir yer. Bir de arazi volkanik arazi. Çünkü o volkanik arazi de ayrı yani çürümeye ve bozulmaya karşı etken maddeler taşıyor içinde, o yönüyle de tamam. Şimdi ne yapacağız? 2 kilometre daha yukarıya çıkması gerekiyor. 2 kilometre. Gemi kaç parçadan oluşmuş? 40 parçadan oluşuyor. 40’a böler gemiyi aynı şekilde. Alır götürürler Müslümanlar oraya, monte ederler yeniden. Daha yukarı sağlam bir yerde, değil mi? Volkanik toprağı da üzerine güzelce örterler, kenarlardan, değil mi? Muhafaza olacak gibi. Tam uygun yere, en uygun yere. Üzerini de kapatırlar. Adabı usulü budur.

Ankebut Suresi, 15: “Böylece Biz Nuh’u ve gemi halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet kılmış olduk.” “Delil kıldık” diyor Allah. “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et.” Vahiyle, Allah, mesela nasıl yapacak, tahtayı nereye koyacak, kaç bölümden oluşacak, bodoslaması nasıl olacak, hepsini Allah vahiyle yaptım diyor. Vahiy edilerek, yani kendisinin mühendislik bilgisine dayalı değildir. Vahiyle hareket etmiştir Nuh (a.s.). “Zulmedenler konusunda Bana hitapta bulunma.” diyor Allah. Yani “Benim affetmemi bekleme. Ben gereğini yapacağım” diyor Allah. “Çünkü onlar suda boğulacaklardır.” “Ben intikam alacağım, yani Bana o konuda aracı olma, dua etme” diyor Allah. Hud Suresi, 37. “Dedi ki: "Ona binin. Onun yüzmesi de, demir atması (durması) da Allah'ın adıyladır.” “Allah’ın demesiyle olacaktır” diyor. “Şüphesiz, benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir." Hud Suresi, 41. “(Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken” Bak, dağlar gibi dalgalar, ufak tefek dalga değil. Yani 15 metrelik, 20 metrelik, 30 metrelik dalgalar böyle dev, 40 metrelik dalgalar. Ki ona dayanması da geminin mucize. “(Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: ‘Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kafirlerle birlikte olma.’” Oğlu ne diyor? “Baba, ben dağa sığınırım, dağ beni kurtarır” diyor. Dağı da su kapladı, dağ. Dağı su kapladı. Diyorlar ki bunlar, “olur mu öyle şey, alçaktır” falan diyorlar. Alçak değil. Yani muazzam bir sel meydana geldi. Öyle su baskını oluştu. Dağı yuttu yani o kadar büyük oldu. “Denildi ki: ‘Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut.’ Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı) üstünde durdu” Dağ üzerinde durdu. “Ve zalimler topluluğuna da: ‘Uzak olsunlar’ denildi.” İnşaAllah. Bak Allah “gözlerimizin önünde akıp gitmekteydi.” diyor. İnşaAllah.“Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık.” Yani günlerce sürekli su, yağmur yağıyor. Ama muazzam bir yağmur. “Bak bardaktan boşanırcasına” diyor, geceli gündüzlü. Dolayısıyla biriken her yerde sular sel meydana getiriyorlar. Bir ihtimal, bir ihtimal o zamanlar bir içdeniz veyahut büyük denizlerden bir tanesi bendini yıkıp, belirli bir yerden bendini yıkıp deniz de boşalmış gibi görünüyor. O tarafa doğru deniz de boşalmış gibi görünüyor. Allah-u alem, yapılan bilimsel araştırmalar da zaten tufanın olduğu kesinleşti. Bilmiyorum Radikal’den o arkadaşın haberi var mı, Necmi arkadaşımızın? Değil mi? Onun haberi yok. Nuh tufanın gerçek olduğu, yer tabakalarının araştırılmasıyla, katmanların araştırılmasıyla tespit edildi. Bir tufan kesin olmuş. Ve verilen tarihte olmuş, o net. Bu konuda ittifak halinde, bunun aksini iddia eden yok. Adamlar zannediyor ki, gemi o kadar yükseğe çıkmaz. Kardeşim parçalara ayırıp götürürsün, götürmeyecek bir şey yok. Allah Allah. Portatif ev yapıyor adamlar, parçalayıp getirip, koskoca evi kuruyorlar. Dağ evleri yapıyorlar, İsviçre’de falan, yok mu öyle? Evi helikopterle bütün alıp mı getiriyorlar, tavana koyuyorlar; öyle olmuyor, değil mi? Mesela 50 parça, 60 parça haline getiriyorlar evi. Monte ediyorlar, koskoca ev oluyor. Kısa sürede bitiriyorlar. Bu şekildedir, Necmi arkadaşımız, Hocamız mı kardeş mi diyeyim, doçent doktor. Evet. “Yeri de coşkun kaynaklar halinde fışkırttık.” “Yerden de su verdim” diyor Allah, yerden de. Yani seller şeklinde yahut denizin bendini patlatıp geçmesi gibi. Mesela bir boğaz ayrılıyor, yahut dar bir geçitle ayrılıyor deniz, orayı da yıkıyor oradan da geçiyor. Çok fazla sel olduğu için, çok fazla su olduğu için. “Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı hükmümüzü gerçekleştirmek üzere birleşti.” Bak burada Allah açıklıyor bak “takdir edilmiş bir işe karşı hükmümüzü gerçekleştirmek üzere birleşti” diyor Allah. Yani bir noktadan patlattıktan sonra, öbürleriyle birleşiyor. Dev bir sel meydana geliyor. “...birleşti” diyor Allah. “Ve onu da tahtalar, çivilerle inşa edilmiş gemi üzerinde taşıdık.” Büyükçe bir sal, çok çok büyük bir sal. Olay bu, inşaAllah. Ben acaba “tandır feveran etti” deyince böyle basit bir buharlı bir sistem geliştirmiş olabilirler yani; basit bir teknolojiyle mümkün yani olmayacak bir şey değil. Ama baktığımız kadarıyla değil. Yani sadece dev bir sal halinde, nereye giderse oraya gidecek gibi. Allah onu, artık o suyu nereye götürürse onu o şekilde. Nitekim Allah Cudi’yi uygun görmüş, Ağrı Dağı’nı, oraya getirmiş koymuş. İnşaAllah.

(Adnan Oktar’ın 05 Haziran 2010 tarihli röportajından açıklamalar)

2010-09-05 22:50:25

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top