Fedakarlıkla Geçen Bir Ömür: Bediüzzaman Said Nursi

Hicri 13. asrın en büyük İslam alimlerinden biri olan Bediüzzaman Said Nursi, 1960 yılında Hakk'ın rahmetine kavuşana kadar, bütün ömrünü insanları Allah (cc)'a iman etmeye ve Kuran ahlakını yaşamaya davet ederek geçirmiştir. Bu uğurda çok fazla eziyet görmüş, ancak yaşadığı hayattan her zaman razı olmuş ve başına gelen her zorluğu tevekkül ve sabırla karşılamıştır. Bir Kuran tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı, Bediüzzaman'ın Allah (cc)'a olan coşkulu sevgisini, derin imanını ve Allah (cc)'ın dinine olan bağlılığını açıkça ortaya koyan pek çok hikmetli öğüt içermektedir.

Bediüzzaman'ın yaşamı boyunca karşılaştığı zorluk ve sıkıntıları birer güzellik olarak gördüğünü ifade eden şu satırları, tüm iman edenler için önemli bir örnektir:

Şu dünya hayatı, imtihan meydanıdır ve hizmet yurdudur; lezzet, ücret ve mükafat yeri değildir. Madem hizmet yurdudur ve kulluk mahallidir; hastalıklar ve musibetler dini olmamak ve sabretmek şartıyla, o hizmete ve kulluğa çok başarı ve kuvvet verir. Ve her bir saati, bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden şikayet etmek değil, şükretmek gerekir. (Risale-i Nur Külliyatı, Lemalar, s. 10)

Bir asra yakın ömrünü baskı, zulüm, tehdit altında sürgünlerde ve hapislerde geçiren, ancak bu güç şartlara rağmen inancından, azminden ve kararlılığından asla ödün vermeyen Said Nursi Hazretleri, cesareti, tevekkülü ve sabrı, aklı, feraseti, basireti, şefkati ve merhameti, vicdanı, ihlası, samimiyeti ile tüm Müslümanlar için önemli bir örnek olmuştur. "Evet kardeşlerim! Bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar (ürkütücü, korkutucu akımlar) ve hayatı ve cihanı (dünyayı) sarsacak hadiseler içinde hadsiz bir metanet (sınırsız bir güç, dayanıklılık) ve i'tidal-i dem (soğukkanlılık, yüksek bir itidal) ve nihayetsiz (sonsuz) bir fedakarlık taşımak gerektir..." (Risale-i Nur Külliyatı, 21. Lema, s.668) sözleriyle ifade ettiği gibi, Bediüzzaman Said Nursi Kuran ahlakının tebliğinde kayıtsız şartsız bir fedakarlık gösterilmesi gerektiğini görmüş, bu sorumluluğu kendisi üstlendiği gibi talebelerine de bu kararlılıkla hareket etmelerini öğütlemiştir.

Bediüzzaman karşısına çıkarılan tüm engellere rağmen Risalelerle gerçekleştirdiği Kuran tebliğine devam etmiş, elindeki en kısıtlı imkanı dahi bu uğurda kullanmıştır. Sürgün, hapishane ya da esir kampı olsun, gittiği her yerde İslam ahlakını anlatmaya, yazmaya devam etmiş, yeni talebeler edinmiş, böylece Risalelerin giderek daha geniş kitlelere yayılmasını sağlamıştır. Bediüzzaman kaldığı hapishanelerde çok zor şartlar altında tutulmuş, en hasta ve en zor günlerinde bile yakacak hiçbir şeyin olmadığı soğuk ortamlarda bırakılmıştır. Gerek sürgünde iken gerekse hapishanede iken yirmi üç defa zehirlenmeye çalışılmış, tüm bunlar bedeninde ağır tahribat oluşturmuştur. Azılı katil ve suçluların arasında tutulmuş, talebeleriyle görüşmesi yasaklanarak tüm dava arkadaşlarından tecrit edilmiştir. Ancak o böylesine zor şartlar altında dahi kendi içinde bulunduğu şartlar yerine, çevresindeki insanların dünya ve ahiret mutluluklarını, refahlarını düşünmüştür. Çevresindeki insanları imana davet etmeye, onlara Kuran ahlakını sevdirmek için çaba harcamaya devam etmiştir. Tüm bu yaşadıklarını birer güzellik, neşe ve sevinç vesilesi olarak gördüğünü gösteren şu sözleri çok önemlidir:

Madem biz kadere teslim olduk, bu sıkıntıları "hayru'l-umuri ahmezüha" (işlerin en hayırlısı en sağlamıdır) sırrıyla sevap kazanmak cihetiyle manevi bir nimet biliyoruz. Madem geçici dünyevi musibetlerin sonları ekseriyetle ferahlı ve hayırlı oluyor. Madem hakkalyakin derecesinde (imanın en yüksek derecesinde) yakini bir kanaatimiz var ki, biz öyle bir hakikata hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye (sonsuz mutluluk) gibi şirindir. Elbette biz, bu sıkıntılı haller ile müftehirane (iftihar eden), müteşekkirane (teşekkür eden) bir mücahede-i maneviye (manevi mücadele) yapıyoruz, diye şekva (şikayet) etmemek lazımdır. (Büyük Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı, s.604)

Risale-i Nur talebeleri de, Bediüzzaman'ın ahlakını benimsemiş, yaşadıkları sıkıntılara tevekkül ve güzel bir sabır ile karşılık vermişlerdir. Tarihçe-i Hayat'ta bu durum şöyle ifade edilmektedir:

Risale-i Nur'un tahkiki iman dersleriyle iman mertebelerinde terakki (ilerleme) ve teali (yücelme) edip kuvvetli imanı elde eden Nur Talebeleri için öyle taarruzlar (saldırılar), bir cihetten bir imtihandır ve kömürle elması tefrik eden (ayıran) bir mihenktir (ölçü aletidir). Nur Talebeleri için Allah'a iman, Peygambere ittiba (tabiyet) ve Kur'an-ı Kerim'le amelden dolayı hapisler bir Medrese-i Yûsufiye'dir… (Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı, s. 2226)

1960 yılında baskıların ve zorlukların devam ettiği bir ortamda Hakk'ın rahmetine kavuşan Bediüzzaman'ın ardında bıraktığı en değerli müjdelerden biriyse, Müslümanları aydınlık bir geleceğin beklediğine dair sözleridir.

2008-09-05 00:00:00

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top